9 Aralık 2012 Pazar

pause!



bazen insan sadece pause istiyor. nasıl neden niçin sorularının olmadığı bir yerde bir mola. etrafına bir bakabilmek için ne oluyor bir görebilmek için nasıl bu hale geldim yada niye hala aynıyım diyebilmek için. kısacası hayatının farkına varabilmesi için ufak bir mola. kuş bakışı bir gözlem fazla bişey değil. tamam kolay olmadığını bende biliyorum hele ki o anda keyifler yerindeyse bu mola asla gerçekleşmez.
istanbul ankara yolcularının bile mola hakları varken bizim niye olmasın ki. ufak 5 dakikalık bir ihtiyac dusunme molası. ınanın bana yeterli olacaktır.

pause işlemi insan hayatını birçok şekilde etkileyebilir. başlıca büyük farkındalıklar yaratır, aydınlanmalar olur ve vayy nereden nereye cümleler,i sıklıkla tekrarlanır. veya neydim ne oldum...
ama bu her zaman kotu olmak zorunda degıl tabı aynı sekılde her zaman ıyı olmak zorunda da degıl. degişmek kotu değildir en azından benim için . ben değişimleri severim fazlasıyla hemde suan bırı desım bana hadı alaskaya hersey ayarlandı hemen gıderım. goz acıp kapayıncaya kadar yasadıgım yerı degıstırırım. fakat sıkıntı su noktada yasanıyor ne zamankı degişim sizin isteginiz dışında gerçekleşiyor eya en kotusu coktan gerçekleşmiş ve siz gözünüzün önündeki perdeden (bu ask, sinir, hırs vs vs ) görememiş ve yaşayıp geçmişseniz işte bu felaket.
yapılacak tek sey su : uzun bır çığlık atınn !! butun sakınlıgınızle pılınızı pırtınızı toplayın tum sakınlıgınızle arkanızı donun ve ardınıza bakmadan kosunnn!!!

15 Ağustos 2012 Çarşamba

İste

Hayata düz bir pencereden bakabilmek istiyorum, yamuk pencereler yerine, baktığım ve anladığım şeyler düz olsun, havada başıboş dolaşan virgüller olmasın diye.. Kendimi düzgün ifade edebilmek istiyorum, olanca gevezeliğime rağmen kendimi/durumları özetlemek için doğru kelimeleri doğru zamanda seçebilmek sonradan çırpınmamak istiyorum… Artık kocaman olduğum halde yaptığım her şeyi elime yüzüme bulaştırmamak, iyi başladığımı iyi bitirmek istiyorum… Beynimi saçma sapan düşüncelerle doldurup, asıl odaklanmam gerekenlere odaklanamadığım için kendime kızmamak ve gereksiz yere daha da fazla mutsuz olmamak ve mutsuz etmemek istiyorum. İnsanlara yardım etmek istiyorum, elimden ne geliyorsa yapmak ama aynı zamanda da her şeye atlayarak zaten minicik olan aklımı kaybetmemek istiyorum.. hayır demeyi, bırak gitsin kendi kaybeder diyebilmeyi öğrenmek istiyorum ki hayatıma kaldığım yerden sağlıklı bir şekilde devam edebileyim ama olmuyo yapamiyorum icime soz geciremiyorum sevgim saygim herseyim ama elime yuzume bulastirmadan beceremiyorum artik saglikli bir sekilde huzurlu mutlu olsun istiyorum hayatimi...

işte ben böyleyim, biraz yamuk, biraz kırılgan, biraz beceriksiz ama çokça sevecen..

7 Haziran 2012 Perşembe

cinderella...


Once Ence a time there lived an unhappy young girl. Her mother was dead and her father had married a widow with two daughters Elizhabeth and Clara . Her stepmother Emanuel didn't like her one little bit. All her kind thoughts and loving touches were for her own daughters. Nothing was too good for them - dresses, shoes, delicious food, soft beds, and every home comfort. But, for the poor unhappy girl, there was nothing at all. No dresses No lovely dishes, nothing but scraps. No rest and no comfort. She had to work hard all day. Only when evening came was she allowed to sit for a while by the fire, near the cinders. That’s why everybody called her Cinderella.Cinderella used to spend long hours all alone talking to the cat. The cat said, . Miaow. , which really meant, . Cheer up! You have something neither of your stepsisters has and that is beauty.. It was quite true. Cinderella, even dressed in old rags, was a lovely girl. While her stepsisters, no matter how splendid and elegant their clothes, were still clumsy, lumpy and ugly and always would be. The sısters alwas be so cruel to cınderella becouse they have always been jealous of her , she always hear the talking sisters like this:' ouhh ı hate her she does not have anything but still she looks pretty ı dont understand ıt ıt ıs not fair she is just Cinderella' . Elizabeth is the most arrogant among twins she always see herself as the beaty queen and she deserve best of everything. One day, beautiful new dresses arrived at the house. Elizhabeth and clara shouted loudly ' our ball dresses arrived cinderella come and help us to get ready ' A ball was to be held at the palace and the stepsisters were getting ready to go. Cinderella didn't even dare ask if she could go too. She knew very well what the answer would be: . You? You're staying at home to wash the dishes, scrub the floors and turn down the beds for your cuel Elizhabeth and clara. Elizhabeth shouted to cinderella before she leaves ' dont you dear to do something stupid cinderella this is our espicially my night bye clean the house ' and laughed. Cinderella sighed, . Oh dear, I'm so unhappy!. and the cat murmured . Miaow.. Suddenly something amazing happened. As Cinderella was sitting all alone, there was a burst of light and a fairy appeared. . Don't be alarmed, Cinderella,. said the fairy. . I know you would love to go to the ball. And so you shall!. . How can I, dressed in rags?. Cinderella replied. . The servants will turn me away!. The fairy smiled. With a flick of her magic wand Cinderella found herself wearing the most beautiful dress she had ever seen. . Now for your coach,. said the fairy; "A real lady would never go to a ball on foot! Quick! Get me a pumpkin!. . Oh of course,. said Cinderella, rushing away. Then the fairy turned to the cat. . You, bring me seven mice, and, remember they must be alive!.Cinderella soon returned with the pumpkin and the cat with seven mice he had caught in the cellar. With a flick of the magic wand the pumpkin turned into a sparkling coach and the mice became six white horses, while the seventh mouse turned into a coachman in a smart uniform and carrying a whip. Cinderella could hardly believe her eyes. By the way down in the ball Elizhabeth dancing and trying to have fun and met the young handsome prince. Than Cinderella appeared in the ball first Elizhabeth sees her and thinks that its impossible to this beutiful girl is Cinderella . Cinderella had a wonderful time at the ball until she heard the first stroke of midnight. Than she remembered what fairy told her . She started to run away but in the stairs she lost one of her shoes. She just couldnt pick it up. The Prince, who was now madly in love with her, picked up the shoe and said to his ministers, “Go and search everywhere for the girl whose foot this shoe fits. I will never be content until I find her!” everygirl in the land tried that shoe until only cinderella left. Prince and his men come down to Cinderella's home to try shoe to find his love . First clara jumps in to try first she tries to fit her foot in it but she couldnt than elizhabet she tried tried and tried but her foot does not the shoe than she runs upstairs with crying. Than prince tries it to cinderella it perfectly fits . Prince says it is you my love.. we are going to marry. When elizhabeth hear the prince saying come to down stairs with shouting dont you see her ım more than her why not me ? Im beautiful and i wear nice clothes she just cinderella. Why not me she shouted . Than suddenly she ran far away she just dissapeared in the hills her sister and mother very worried about her. In that time Prince and cinderella married and lived happily ever a fter . By the way elizhabet realize that it is not the most importanting what people wear or eat its important how they behave and talk . After that day she became more nicer and she lived happily after all.

İyi,kotu guzel,cirkin

Suan ki durum saplanti melankolia veya durup dururken gerekli gereksiz yere insan psikolojisinin scma sapan dongusunu alt ust etmek degil bu sadece ama sadece ihtiyac duymak. Elini uzattiginda o eli tutacak kisinin varligini bilmek istemek. Bu buz gibi yatagina girecegin gercegini biran icin bile olsa aklindan atabilme olasiligini sevmek. Bu sadce ruh ikizinin "o" nun orda olduunu bilmek. Sadece bu. Bu sdce yanlizlik senfonisine son verme arzusu. Bitmez tukenmez bir sikinti yanlizlik. Elini uzat kalsin asili beklesin tutan olmasin ozle... Huzunlen gr yatagina saril yorganina yaninda bir baskasi varmiscasina..... Biyer gor hayran kal planlar yap onla gelicem buraya diye dal hayeller diyarina. Cok zor degil sdce bi yol arkadasi bir hayat arkadasi. Karsinda ama dilin tutuk, belkide milyon kilometra otende ama senin cenen dusuk. Belli olmayan tek sey su hayatta kime ne rol bicildigi. Nereden geliyorsun??? Veya nereye gdiyorsun??? Hayatimiz boyunca oyandigimiz bu oyunalr niye kimi neden veya nicin kandirma mucadelen mutlusun veya degilsin yanindasin veya degilsin onemli olan bu.. İstemek v yapabilmek belkide tek onemli olan sey hayatta ve icten arzulamak belkide tum gercekligiyle iyisi ve kotusuyle guseli ve cirkiniyle.....

16 Mart 2012 Cuma

home as a consumption


Making some house your own home is , to create something that related and represents your own. To describe this gradual making of one's home , the term of appropriate can be used. Everybody , needs a place to live which represents owners characteristics. We produce our meanıngs ın our home and by consumıng some goods. We can say that by looking a one thing for example a flower which stands on the kitchen table and make comments bout the characteristics of the owners characteristics. A s ın the reading Gullestad's work , we are being conforned with evidence that decorating our house is just a particular individualistic act that expresses our own taste.
For many of us , shopping is an exercise involving thrift, the burden of choice and something which takes up valuable time rather than being a pleasure. Like subcultural theory , however, the approach is valuable for foregrounding eveyday practices. Like subcultural theory, the 2pleasure of consumption2 is criticized for its optimism regarding the significance of subcultural or consumer resistance.
By making affective choises in their consumption people make their flat , their home , the place which represents and identifies that person and his culture. We know that consumption is not the end of process , but the beginning of another, thus itself a form of production . This makes ıt everyday life as productive consumption. Such an approach sees consumers as almost endlessly creative in the appropriation and manipulation of consumer goods the complete pasif consuming , those controlled ad manipulated by producers and the production system.

The Trial


The Trial is a intersting movie which is directed by Orson Welles , based on the Franz Kafka's novel of the same name 'Trial'. In many ways, it's an extremely difficult, often infuriatingly self-indulgent movie that really doesn't capture the essence of Kafka's novel. But it's also completely absorbing, almost gleefully Wellesian in every frame, and altogether an unforgettable experience
the movie trial is extremely difficult and ultimately rewarding from the most american movies and its something that makes you think hardly while you are watching the film. Also this movie makes you feel confused. Because ıt ıs not so easy to follow the story line easily. The main story of the movie is about a man named Josef K. , who is woken up early one morning by two groups of men, one claiming to be police and the second other workers from his office. They tell him that he’s under arrest and interrogate him, but he’s never told what crime he’s being arrested for, and he claims innocence. Right in the opening scene, Welles the director confuses the wiever by making some ınteractions in the film like taking spoken lines by the chracters come back around with the completely different meanings just in a few minutes later. When ı was watchiing this film i feel umprepared and ı thought that ıs the major part of this film makes on wiever. I think the trial is such an impressive and different movie. I cannot say that ı understand whole fılm completely but ı found ıts style very ınteresting and ı think that everybody would watch ıt.
The movie has differentations from the novel such as the director Welles changed the manner of Josef K.'s death. Kafka originally had the executioners pass the knife over the head of Josef K., thus giving him the opportunity to take the weapon and kill himself, in a more dignified manner In the film, whilst the executioners still offer him the knife, Josef K. refuses to take it,. The film ends with the smoke of the fatal dynamite blast forming a mushroom cloud in the air while Welles reads the closing credits on the soundtrack.

13 Mart 2012 Salı

Pardon

Hicbirseyi umursamadan kitabini okumaya devam etti hayatin yanindan akip gitmesine iZin vererek. Etrafina ben olmasam hicbiriniz var olamazdiniz edasiyla bakiyordu. Sasirdim yanina gitmeliydim belkide ogrenicek cok sey vardi ondan ona ne suphe. Ama sunu anlamadim bu akdar guclu gorunen iddiali bir kadin nasil olurda yaninda tokat yiyen baska bir kadini umursamadi tek bir laf etmek bir yana en ufak bakis bile atmadi. Tek yanagi kizarmia kadin sessiz yardim cigliklari atiyordu. Susuyordu avazi ciktiginca metroda ve o guclu ozguveni kaf daginda olan kadin bu durumla uzaktan yakindan ilgilenmiyordu. İsin enteresan yanii benm ona baktigimi vr ondan bir seyler bekledigiminde farkindaymiscasina bakiyordu bana. Biran gozgoze geldik o an ikimizinde birbiimizin aklindan gecenleri okuyabildigimize yemin edebilirdim. Hizlica kafasini cevirdi ve cantasina gomuldu. Cantasindan kirmizi bir ruj ve aynasini cikardi. Ve umursamayarak rujunu surdu.
Bir kac durak gecti ve aklimdan gecen seslere kulak asmamak imkansiz hale geldi nasil olabiliyor bu kadar tezatlik nasil? Bir yanda dayak yiyen magdur bir kadin diger yanda iradeli saglam gorunumlu cekici bir kadin ve tamamen duyarsiz . Bu anlamsiz... Yardimci olmasi icinden oyle bir durtunun gecmesi gerekmezmiydi? Ben bunlari dusup izlemeye devam ederken yanaginda kizarmis tokat iziyle kocasinin yaninda oturan kadin usulca agliyordu. Kadinin aglamasi kocasini rahatsiz etmis olmaliydikii donup benim anlayamadigim bir dilde birseyler soylemeyw basladi. Surat ifadesinden ve tonlamasindan anladigim kadariyla pek sevecen seyler soylemiyordu. Tekrar bagiriyordu kadina bu sefer nedebi belliydi agladigi icin. Tek eli havad tehditkar bakislar atiyordu urkek bir kis misali duran gozu yasli kadinagiza. Dayanamadim. Biliyorum yapmamam lazim ama engel olamadim. Pardon bakarmisiniz diyerek yanlarina yaklastim. Bakislari bana dondugunde kadinin gozundeki isilti dogru seyi yaptigmi anlamama yetti. Adam ise sana ne oluyor dercesinw karisina attigi bakislarin tehditlerin aynisini bana uyguluyordu. Sozume devam ettim ne istiyorsunuz kadindan toktladiniz yetmedimi derdiniz ne ? Dedim beni anlamadigini soyledi vede dinlemek istemedigini. İsinize mi gelmiyor siz korkaklar diye bagirmaya basladim. Bir anda karsilik verdi hanimefendi bu bizim aile meselemiz sizi ilgilendirmez. Normal bir insani bu soz durdururken beni durdurmaya yetmedi, evet benim meselem degil sizin aileniz ama bir bayanin boylesine bir eziyet gormesi halka acik bir yerde benim yanimda hele benim meselem ve bunu yapmaya hakkiniz yok . Adamla agiz dalasimiz devam ederken tren durdu. Onun duragina gelmis olmaliydikki bir anda hareketlendi. Yerinden kalkti kapiya yoneldi. Kapi acildi adimini atti fakat geriye dondu adamla gozgoze geldiklerini fark edebiliyordum hizli adimlarla yanimiza yaklasti ve asil soguk bi tavirla "pardon ama evlendiginiz anda bu bayanin sahibi oldugunuza mi inandiniz ?" diye sordu suratinda en ufak ifade olmaksizin. Adam ne diyecegini bilemedi ve duraksadi kadin "bende oyle dusunmustum. Hicbir kimsenin sahibi kimse olamaz dedi ve egerki size hukuki bir islem baslatmami istemiyorsaniz sayginizi takinip ozur dileyin bu bayandan ve hepimizden diyerek sozunu bitirdi. Sok icerisinde dinliyordum. Adam saygisiz ve ukala bir tavirla sizde kim oluyorsunuz bu ben ve esimle ilgili bir mesele ve bizden baska kimseyi ilgilendirmez dedi. Bayan ben kadin haklari dernegi avukatiyim ve butun kadinlarin haklari benim isim dedi ve magdur kadinin elini tutarak metrodan indi.

5 Mart 2012 Pazartesi

fairytale :)

 masallar bir noktada bizi hayata bağlayan en önemli faktör değil midir?  öyle olmasaydı neden bir anne ufacık çocuğuna   masallardan oluşan bir dünya yaratma çabasına düşsün ki. yıllardır süre gelen herkesin alışkın olduğu ama belkide bu alışkanlığın verdiği  düzen geleneğiyle kimsenin  tartmadığı bir gerçektir masal okuma. masallar  bir anda hayatımıza girmez onları bizler yaratır ve hikayelerin kuşaklar boyu sürüp gitmesine izin veririz. uykusundan uyanmış korku dolu gözlerle size bakan ufak bir kız çocuğu düşünün şimdi, korkunç bir rüya görmüş. annesi gelir yanına  güven dolu bir  kucaklamadan sonra başlar lafına "bir varmış bir yokmuş...". o anda korku dolu gözler yavaş yavaş ışıldamaya başlar ve ne zaman  ki masalın mutlu sonu gelir "ve sonsuza kadar mutlu mesut yaşamışlar." korkusundan eser kalmamış çocuk küçücük kalbindeki umutlarıyla düşleriyle yatağına geri döner. bu hepimiz için böyledir yaşımız kaç olursa olsun hayatımız boyunca ihtiyaç duyduğumuz şey yanımızda iyi ve kötü günlerimizde bizi içten severek kucaklayacak ve her şeyin yoluna gireceğini söyleyecek biri. bana göre masallar nedir diye çok soruyorum kendi kendime . zaman zaman gerçek değil ki onlar diye   düşünüp isyan etsem de o saniyede aklıma  7 cücelerden huysuz gelir.  aslında yaşadığımız dünyada denizkızlarına da vampirlere de beyaz atlı prenslerden ,kötü kalpli cadılara ve ejderhalara ihtiyacımız vardır. gerçek şu bu dünyada bunların hepsi var . vardı ve var olacaklar.
  sizi her saniye zor duruma düşüren kıskanan  aklında hain planlardan başka hiçbir şey olmayan bencil kimse yok mu etrafınızda? yoksa şanslısınız derim ama var olmadığına inanmam ben. işte o kişi (belki patronunuz , belki bir arkadaşınız , belkide sizi sadece kıskanan bir tanımadığınz ) o kişi sizin kötü kalpli cadınız. şimdi de etrafınız da yer alan en saf masum insanı düşünün  ve kim olduğuna karar verin . hayatın aslında her saniyesi bir masal , masallar gerçeğin yansıması faat bizi umutla hayata bağlayan bizi güçlndiren bi parçası . ve en önemli nokta her masal birşey öğretir.Yoksa neden her kız ona yardım eden ilk erkeğe aşık olsun ki? veya iyi her erkek içinde ufacık masumiyet gördüğü kızların peşinden ayrılmasın  ki?
evet bunu söylemeliyim ben masallara aşık bir insanım. 22 yaşındayım ve günün en keyif aldığım saniyeleri 4 yaşındaki kardeşimle pamuk prensesin veya gepettonun hayatını paylaştığımız zamanlar.



3 Mart 2012 Cumartesi

Hicbiri mi?

Bugun fark ettim ve bugune kadar fark etmedigim icin kndme fazlasiyla kzdm. Bizdeki bu herseyi anlamlandrmaya clsma meraki nedir. Birak yaa birakkk!!!!
AnlMsiz ve mutlu kalsin
Sacma ve guzel
basit ama icten
En onemlileri degilmi bunalr gosterisli ama sahte olmasindna basit olsn sade olsn ama huzurlu olsun !! Farkina varmadan ne de cok seyin tadini kaciriyorz bu hayatta sadece uzerine yukledigimiz anlamlarin altinda ezilen milyonlarca zevk cikarilabilir sadce bir gunden. İnsan oglunun 365 gunun sadece birinden. En son ne zaman anlam yuklemeksizin huzurlu mutlu sicak daha dumani tuten bir kahvenin tadini cikardiniz . O sert aromasiyla sabahin yorgunlugunu kokusunu cigerlerinize doldurarak uzerinizden attiniz? Kafein etkisini beklemek yada siradan rutin bir aliskanlik yerine getrmek ugruna degil sadece ama sadece kendinizi mutlu etmek iyi hissetmek icin en son ne yaptiniz?
Belki yagmurda yuruyus?
Yada ormanda huzur verici bir kosu ?
Veya hayal gucunun Boyalarla tualde bulusmasi ?
Tadini cikararak yediginiz bir yemek?

Hicbirimii????
Cok yazik........
Yasamak nedir ki ohalde bu kosturmacasi dinmeyen sorunlarin ardi arkasi kesilmeyen gezegende. ?

2 Mart 2012 Cuma

München

Almanyanin ucuncu buyuk sehri, insanlari kadar havasininda soguk oldugu yer. Sehir sanayi bolgeleri fuar alanlari ve bar/casino olarak uce bolunmus durumda. Bavyera eyaletinde bulunmasinin pozitif yonleri enfes biralari ve pretzellari(:

...



 ihanet gördüm hainlik gördüm sevgi gördüm nefret duydum korktum kaçtım yalnızlığı gördüm sonra ben, kazandığımda oldu kaybettiğimde 
sevdim dedim ya hani, aslında hiçte sevilmedim herşeyimi kendim yaptım, ne çaldım ne durdum, sessizliğimde oldu benim, seslendiğimde 
unutuldum sonra ben, sonra özledim, özletildimde, kavuştuğumda oldu benim, gözlerinin içine bakıp ulaşamadığımda oldu, gözlerimde oldu  benim
seslerim vardı benim, bir çığlık mahiyetinde çıkan avaz avaz bağırışlarım oldu benim, emeğim oldu benim, ama her seferinde
ama ile başlayan cümlelerim, keşke ile başlayıp, umutsuzlukla biten cümlelerim, sevgi ile başlayıpta, bir hiç ile biten hayatlarım oldu benim...



Cocuklarin oyunu

Maskelerden kurtulmanin vakti geldi diye bagirdi bugun sokakta eli yuzu pislenmis , topraktan mi camurdanmi belli olmayan siyah elli cocuk. Durdum gozlerinin icine baktim utandi sokakta oyun oynamanin kosturmanin verdigi pis gorunumle , karsimda kendine guvenini yitirmis durakaldi. Simsiyah ellerini tozdan aklasmis saclarina gtrdu arasinda gezdirdi . Bir arkadasini. Bagrisina kulak vererek kafasini cevirdi ve tekrar bagirdi maskelerden kurtulmanin zamani geldi diye. Anlamsiz suratina bakmaya devam ettim. Kaldirima yaklastim egildim oturabilcegim biryer baktim. Sonra gozlerimi kapayip kirlenmek guzeldir hayatin detaylarini yakalrim deyip oturdum. Kostu hemen bana uzerine oturmam ici. Bi poset getirdi tesekkur edip kibarca boylesinin dha iyi oldugunu anlattim ona . Esasli ablaymissin dedi .ne dmek istedigini sordum ona nasil bir oyun oynadiklarini. Kahramancilik yada televizyondan ogrenmisler hero diyorlarmis bu oyuna. İster kalabalik ister bir iki kisi oynanabilirmis. Tek onemli kural kendini ve karsindakini inandirmakmis. Herkez kendi gozunde kahramanlastirdigi birinin karakterine burunuyormus bu oyunda. Ve her ne olursa olsun 'maskelerden kurtulma vakti geldi' denilmedigi surece karakterlere bagli kaliniyormus. Bu kucucuk yureklerden nasil fikirler ciktigini gormrl fazlasiyla sasrtmisti beni. Karakterini sordugumda ben batman abla dedi guclu ve gecelerin adami . Vermem gereken tepkinin waow oldugunu bilmeme ragmen teklikeli degilmi ama dedim sanki gercekmis gibi sustu sadece bana gozlerimin icine bakmaya basladi. Simsiyab klmur gozleriyle bni inceliyor gibiydi sanki ama sanki bni biryerden taniyorda anlamaya calisircasina bakiyordu. Kalkmaya niyetlendim icimi urpertmisti bakisi cok tanidik cok sicakti. Bu korkutmustu beni sokaktaki kucuk bir cocuk baska kimse degildi . Kalktim arkami dondh adkmi atmamla peki abla. Dddi ona baktim senin maskenin cikarma vakti gelmedi mi diyr sordu?

Bir pazar sabahi...

daha ilk kez gördüğümde çıkardım cebimden umutlarımı, serdim etrafa.
ilk elini tutuşumda dağıldım karşısında ve ilk öpüşünde sahip olduğumu sandım tüm dünyaya.

bir pazar sabahı açıyorum gözlerimi, karşımda onun gözleri. yumuşacık yanaklarından öperek uyandırıyorum, sersemliğine aşık oluyorum bir kez daha. hava güneşli, mis gibi çimen kokuyor her yer. uzunca bir kahvaltı yapıyoruz birlikte, saatlerce sohbet ediyoruz. döndüğümüzde halledilmesi gereken ev işleri var, o hallediyor, bense hayran hayran seyrediyorum etrafı düzeltirken dans edişini. çaldığım müzikleri beğenmiyor, neyse ki istek parça kabul ediyorum...

yemek işi benim üstüme kalıyor ama şikayetçi olmak ne mümkün? tüm marifetlerimi sergiliyorum mutfakta. saatlerce uğraşıp hazırladığım yemeği bi çırpıda bitiriveriyoruz. çünkü sonrası daha keyifli; bir şişe şarap açıyoruz ve haftalardır arayıp sonunda bulduğumuz filmi izlemeye başlıyoruz. filmden umduğumuzu bulamıyoruz ama yine de homurdanarak izliyoruz sonuna kadar. senariste kızıyoruz, yönetmene kızıyoruz, oyunculara kızıyoruz. filmde hiçbir şey hayal ettiğimiz gibi değil...

film bitiyor ve gerçek hayata dönüyoruz tekrar. usulca öpüşlerle başlayan sevişmemizin sonunda zevkten mi yoksa sevgiden mi titrediğimizi kestiremiyoruz ve bunun aşkla sevişmenin en büyük hazzı olduğunu keşfediyoruz. o benim kollarımda uyuyakalıyor, ben de onun masum yüzünde dalıp gidiyorum...

aradan yıllar geçiyor...

hala aynı güzellik yüzünde, aynı heyecan içimde.
ben uzaktan seyrediyorum, ama o başkasının ellerinde.

      
       enjoy...
 bisous bisous

Formül!

tanımların dışında hissetmek ve nasıl bir his olduğunu anlamak önemli. benim için votka  tanımlandığı üzere parti içkisi olarak adlandırmıyorum. hatta bunu yapanları reddediyorum. ve benim  vodkamı düzgün yapan mekanlara tapıyorum çünkü onlar sınırların dışına hitap ediyorlar.   tek amacım klişeleşmiş votka-redbull ikilisinini ayırmaktır. vodka deniliğinde yanında redbull ve benzeri enerji içeceklerinin anılması beni mutsuz ediyor. kendi siparişimi verdiğimde aldığım bakışlar hiç ama hiç hoşuma gitmiyor. ama söylediğim  anda  gülümseyen ve beni anladığını hissetmem benim bütün gecemin iyi geçmesini sağlıyor. bu tarz mekanlar heryerde olsun kalıplaşmış düzenden uzaklaşalım istiyorum. tanımlanmasın istiyorum. vodkayla kendimizi keşfedelim istiyorum standardlaştırmaya çalışan kalıpyargılardan uzakta kalalım istiyorum. bu tam anlamıyla beni ifade eden  işte ben diyebilceğim şeylerden biri ben istiyorum .
beni mutlu etmek belkide dünyanın en kolay formülü
double (2 shot) vodka 
lemonade  ( 1 shot )
 slices of lime 
   okadar da zor görünmedi değilmi?
mutluluk benim için işte bu kadar basit. =) 
       enjoy...
 bisous bisous(: